A+ A A-

 

Dün 4 Aralık Dünya Madencilik Günüydü. Gün dolayısıyla eski bir madenci işçisi olan CHP Muğla Milletvekili ve CHP Emek Bürosu Üyesi Süleyman Girgin yazılı bir açıklama yaptı.

“Serpilip gelişen ciddi bir madencilik pratiği ve kültürü vardır”
Haber: Hamza Balandı

Girgin’in açıklamasında şu ifadeler yer aldı:
“4 Aralık; tüm dünyada "Dünya Madenciler Günü" olarak kabul edilmektedir.
Rivayete göre 4 Aralık tarihinde Santa Barbara adlı bir kız babasının gazabından kaçarak, madencilerin çalışmakta olduğu bir mağaraya sığınır ve madenciler tarafından korunur, daha sonra da azize ilan edilir.
Bu rivayet madenci kültürünün ezilenleri koruyacak bir dayanışma ile şekillendiğini vurgulaması açısından oldukça anlamlıdır.
Ülkemizde Osmanlı’dan Cumhuriyete devreden, Cumhuriyet yıllarında da serpilip gelişen ciddi bir madencilik pratiği ve kültürü vardır.
Maden havzalarımız önemli direniş yatakları, tarihle bezeli, kültürel sanatsal çalışmalara ev sahipliği yapan dayanışma evlerimizdir.
Madenciler kimi zaman direnişleriyle kimi zaman toplu katliamlarda hayatlarını yitirmeleriyle gündemimize giriyor.
12 Eylül karanlığının yırtılıp atılmasında 91 Büyük Madenci Yürüyüşü ne kadar önemliyse, özelleştirme karşıtı kamucu bir mücadele geleneği açısından 2014’te Yatağan’dan Ankara’ya taşan Yatağan ve Milas Termik Santral ve Kömür ocaklarının özelleştirilmesine karşı enerji ve maden işçilerinin Yatağan Direnişi de o kadar önemlidir.
Kuşkusuz AKP’nin emek cehenneminin yıkılmasında da madenciler önemli görevler üstlenecek, özgürlük, eşitlik ve adalet bayrağını dayanışmayla elden ele taşıyacaktır.
İSİG Meclisi verilerine göre AKP’li yıllarda en az 1754 madenci iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi.
Bu can sıkıcı gerçek ne yazık ki mevcut emek rejimini “cehennem” den başka bir kelimeyle tanımlamaya imkân vermiyor.
İşte özelleştirmelerle, rödovans uygulamalarıyla, dayıbaşılıkla, hadi hadi sistemiyle geldiğimiz nokta burası: 1754 can, ocağına ateş düşen 1754 aile...
Bunlar yetmezmiş gibi, adalet arayışlarının sonuçsuz kalması bir yandan acılarımızı katmerlerken bir yandan da yurttaşlık bilincine zarar verdi.
Ermenek, Kozlu, Şirvan, Soma...
Biz bu iş cinayetlerinde sadece işçi arkadaşlarımızı yitirmedik, adalete olan güvenimizi de yitirdik.
Yine de mücadeleye devam edeceğiz.
Adalet arayışından yılmayacağız.
Maden havzalarımızı, maden işçilerinin direniş tarihinden aldığımız feyzle emek cehennemine karşı bir direniş yatağına dönüştüreceğiz.
Bütün maden sahalarında, işçi sağlığını merkeze alan şu taleplerimiz hemen hayata geçirilmelidir:
- İşçi sağlığı politikalarının hayata geçmesi için sendikal örgütlenme ilk ve en önemli şarttır. Türkiye madencilerinin mücadele tarihinden süzülen bir deyimle ifade edersek: “örgütlü işçi kazalanmaz.”
Maden işçilerinin örgütlenmesinin önündeki bütün engeller kaldırılmalıdır.
- Maden işçileri üzerinde enformel bir bağımlılık zinciri oluşturan dayıbaşılık mekanizması lağvedilmelidir.
- Ton başına üretim sistemi üretim zorlaması politikasının pratik ayağıdır, Ton başına üretim sisteminden derhal vazgeçilmelidir.
- Kumanyalardan servislere, kıyafetlerden ekipmanlara bütün maden hayatı işçilerin talepleri baz alınarak işçi sağlığı önceliğiyle yeniden örgütlenmeli, bunun sermayenin sorumluğu olduğu her gün hatırlatılmalıdır.
- Taahhüt edilen ve onaylanan üretimin üstünde üretim yapılması durumunda şirket cezalandırılmalıdır.
- Halihazırda üretime devam eden bütün madenlerde, sunulan plan ve projelerle fiiliyattaki üretim sürecinin uygunluğu acilen denetlenmeli, bu denetimler demokratik kitle örgütlerine, işçi sendikalarına ve İSİG Meclisi’nden oluşan bir heyete açık gerçekleşmelidir.
- Bu heyet ile var olan işçi zeminleri/örgütlülükleri arasında etkin kanallar oluşturulmalı, bu kanallar vesilesiyle ocakların durumu konusunda alternatif bir takip mekanizması kurulmalı, işçi sağlığı eğitimleri aktif biçimde yapılmalıdır.
- Soma Katliamı sonrası uygulamaya konacağı söylenen yasal düzenlemeler hemen uygulamaya geçmeli, bütün maden mevzuatı dünya işçi sınıfının kazanımları gözetilerek yenilenmelidir.
- Devam eden Soma Davası’na yönelik siyasi müdahalelere son verilmelidir. Bu davayı sıradan bir ceza davası değil, Türkiye’de sermaye iktidar ortaklığının işçi sınıfını katleden politikalarının en acı sonucudur.
- İnsana değil ranta ve talana yol açan sermaye ve sorumluluk sahibi kamu kurum yetkilileri de cezalandırmalıdır.”

fb-btn.pngtwt-btn.pngrss-btn.png

google-btn.pngyb-btn.pnginst-btn.png

* Tüm hakları saklıdır. Bu sitede yer alan yazı, haber, fotoğraf, video ve sair dokümanların, bireysel kullanım dışında izin alınmadan kısmen veya tamamen kopyalanması, çoğaltılması, kullanılması, yayımlanması ve dağıtılması kesinlikle yasaktır. Bu yasağa uymayanlar hakkında 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca yasal işlem kullanılacaktır.

DMCA.com Protection Status
Sayfada sorun olması durumunda,
Lütfen CTRL + F5 ile sayfayı yenileyin