A+ A A-

 

17 Ağustos 1999’da 17 bini aşkın vatandaşın hayatını kaybettiği Marmara depreminin 20’nci yılında acılar unutulmazken, TMMOB İnşaat Mühendisleri Muğla Şubesi tarafından “17 Ağustos 1999 Gölcük Merkezli depremin 20. yılında yapı stokumuz güvenli mi?” başlıklı yazılı bir açıklama yapıldı.

17082019depremaçıklama_4bf92.jpg
Haber: Oktay Çayırlı

Marmara Depremi’nin 20’nci yıl dönümü dolayısıyla TMMOB İnşaat Mühendisleri Muğla Şubesi tarafından yazılı bir açıklama yapıldı. Açıklamada, deprem bir doğa olayı olduğu, depremin afete dönüşmesinin daha çok insanlar eliyle yaratıldığı ve bu nedenle depremlerde ortaya çıkan can ve mal kayıplarının kadere bağlanamaz olduğu ifade edildi.
HER ACININ YÜKÜ KALBİMİZDE BİRİKTİ
Ülke tarihimizin en büyük ve sonuçları itibariyle en acı depremlerinden biri olan Doğu Marmara depreminin üzerinden 20 yıl geçti. Bu deprem; binlerce insanımızı toprak altında bıraktı, binlerce insanımız yaralandı. Yapılarımızın %25`i, kullanılamaz hale geldi. 17 milyar dolardan fazla ekonomik kayıp ortaya çıktı. Daha sonra birçok deprem yine yaşandı. İnşaat Mühendisleri Odası tarafından yapılan yazılı açıklamada deprem gerçeğini unutmadıklarını, unutmayacakları dile getirilerek “17 Ağustos 1999 Gölcük ve daha sonra yaşadığımız diğer depremler de ortaya çıkan her acının yükü kalbimizde birikti” ifadeleri kullanıldı.
GÜVENLİ OLMAKTAN UZAK BİR ÇEVRE VE YAPILARDA YAŞIYORUZ
“Doğal olayların afete dönüşmesi durumunda ortaya çıkan sorunlar!”, “Ülkemizin depremselliği ve 17 Ağustos 1999 gölcük depremi”, “17 Ağustos 1999 tarihinden neler oldu, bugüne kadar geçen 20 yılda neler yapıldı?”, “Yapılarımız depremi beklemeden kendi kendisine yıkılıyor! Yapı denetimi bilimsel bir ölçüde yapılmıyor!”, “Deprem afetinin yanında sel ve su taşkınları da afete dönüşüyor!”, “Planlama yapılaşma ve kentsel dönüşüm”, “İmar affı-imar barışı”, “Yapı stokunun mevcut durumu ve yapı üretim anlayışımız” ve “Ne yapmalıyız?” konu başlıkları ile yapılan açıklamada afetlere karşı dirençli bir toplum ve çevre yaratmanın yolu parçacı anlayışlardan vazgeçip bütünlüklü bir planlamanın yapılmasıyla mümkün olduğuna dikkat çekilerek, “Öncelikle ülke topraklarını iyi tanımak, bölge ve kent planlarınızın çağdaş tekniklere uygun olarak yapılmasını sağlamak gerekir. Güvenli olmaktan uzak bir çevre ve yapılarda yaşıyoruz. Yer seçim kararlarından zemin- yapı ilişkisine, doğru bir tasarımdan, yapı üretim evrelerinin bilgiye dayalı bir anlayışla denetlenmesine kadar, bütünlüklü bir sistemin kurulmasına ihtiyaç var. 17 Ağustos 1999 Gölcük merkezli Depremden bugüne kadar geçen 20 yıl içinde zaman zaman doğru çalışmalar yapıldı. Fakat yapılmış olan bu çalışmalar ya uygulama alanı bulmadı veya bir süre uygulanarak daha sonra ortadan kaldırıldı. Deprem toplanma alanlarının yapılaşmaya açılması ve yeni toplanma alanlarının oluşturulmaması, riskli olduğunu bildiğimiz yapıların içerisini dışarıdan daha güvenli bir hale getirmiştir” denildi.
KENDİ KENDİSİNE YIKILAN YAPILARIN VARLIĞI
“Özet” olarak yayınlanan açıklamanın son bölümünde ise şu ifadeler yer aldı:
“Yaşamış olduğumuz orta büyüklükte bir depremde yapıların yıkılması yapı stokumuzun büyük bir risk altında olduğunu gösteriyor. Ayrıca kendi kendisine yıkılan yapıların varlığı kentlerimizin büyük bir risk altında olduğunu gösteriyor.
Daha güvenli ve yaşanabilir yerleşim yerlerinde daha güvenli yapıların üretilmesi deprem risk yönetiminin temel amaçlarındandır. Bunu sağlamanın en etkili yolu; yerleşim planlarında ana riskleri göz önüne alarak, gerekli düzenlemeleri yapmak ve " Deprem Yönetmeliklerini" ödünsüz bir şekilde uygulamaktan geçer.
Bugün hiç kimse bize 1999 depremlerinden sonra bilgi eksikliğinin olduğunu söyleyemez. Yeni bir "Bina Deprem Yönetmeliği" yayımlandı. Zemin durumunu ve fay hatlarını biliyoruz. Artık "ULUSAL DEPREM STRATEJİSİ VE EYLEM PLANINI-UDSEP 2023"ü güncelleyerek uygulamaya koymak zorunludur.
Mesleki Yetkinliğin temel alınması gerekirken, bu noktada ciddi bir sorun oluşturan 3458 sayılı yasa değiştirilmelidir.
Mühendislik biliminin ve mesleki yetkinliğin gerekleri dikkate alınarak yapı tasarımının yapıldığı ve denetim evresinin sağlıklı bir şekilde işletildiği ülkelerde, doğa olaylarının afete dönüştüğü görülmemiştir. Bu bağlamda, kentleşme planlarının yapılması dahil olmak üzere, yer seçimi kararlarından, yapı tasarımına, yapı üretimi ve yapı denetimine kadar, bilimsel ve çağdaş ölçekte bütünlüklü bir yapı üretim düzeni kurulmalıdır.
1999 depremleri önemli ölçüde can ve mal kayıpları ortaya çıkarmakla kalmamış, çok daha büyük bir tehlikenin henüz yaşanmamış olduğunu ortaya koymuştur. Bu da 1766 yılından bu yana henüz kırılmamış olan fay nedeni ile Marmara Denizi`nin içinde olacak bir depremdir. Bu depremin başta İstanbul olmak üzere Marmara Bölgesini ve çevresini önemli ölçüde etkileyeceği bilinmelidir.
Devlet bürokrasisinin sürekli olarak değiştirilmesi ve "LİYAKAT ölçüsüne bağlı kadrolar yerine", söz dinleyen ve bilmeyen kadroların göreve getirilmiş olması; "deprem zararlarını azaltmak ve planlı bir kentleşmeyi" sağlamak için hazırlanan raporların uygulama alanı bulamamasına neden olmuştur.
İnşaat mühendisliği can ve mal güvenliğini sağlayan bir meslektir. Fiziki şartları yetersiz, öğretim kadrosu son derece zayıf, laboratuvarı olmayan okulların inşaat mühendisliği diploması veren okullara dönüşmüş olması kabul edilemez.
Her afetten sonra sık sık yapılan "yara sarma" anlayışından kurtulup; bilimin, tekniğin ve aklın gerektirdiği işleri yapmak gerekir. Bunun için "risk yönetimini" hayata geçirmek gerekir. Depremin bir doğa olayı olduğu kabul edilmeli ancak denetimsizliğin neden olduğu olumsuzlukları "kader" gibi değerlendiren yaklaşımlar terk edilmelidir. Bugüne kadar yapılan çalışmalar, deprem öncesi alınacak önlemlerin deprem riskini önemli ölçüde azalttığını ortaya koymaktadır. Sorunu sorun olmaktan çıkaracak olan tek yol; deprem yaşanmadan önce alınacak önlemlerde saklı olduğu bilinmelidir.
Deprem yaşanmadan önce alınacak önlemler ve parasal harcamalar, deprem yaşandıktan sonra yapılacak düzenleme ve parasal kayıplardan 20 kat daha azdır.
Ruhsatlardan mühendis ve mimarların imzasının kaldırılması mesleğimizin gelişimini engelleyecek, sahteciliğin önünü açacaktır.
Kentsel dönüşüm konusu; fiziksel, sosyal ve ekonomik yönden çöküntü ve bozulma sürecine girmiş kentsel alanları, içinde yaşayanlar için yaşam kalitesi daha yüksek olacak şekilde, kente kazandırmayı hedefleyen bir plan stratejisidir. Kentsel Dönüşüm riski fazla olan yerlerde değil rantı yüksek olan yerlerde uygulama alanı bulmuştur.
Ne yazık ki var olan yapı stokumuz; depremle birlikte diğer doğal olaylara karşı da hazırlıklı ve güvenli değildir. Kentlerimiz; doğal olaylara karşı güvenli olmadığı gibi, doğal olmayan yangın gibi afetlere karşı da güvenli değildir.
Kentlerimizde bulunan askeri alanlarında yapılaşmaya açılması İstanbul başta olmak üzere riskleri büyütmüştür. Açıkçası; Afet Bir Olayın Kendisi Değil, Doğurmuş Olduğu Sonuçlardır."

fb-btn.pngtwt-btn.pngrss-btn.png

google-btn.pngyb-btn.pnginst-btn.png

* Tüm hakları saklıdır. Bu sitede yer alan yazı, haber, fotoğraf, video ve sair dokümanların, bireysel kullanım dışında izin alınmadan kısmen veya tamamen kopyalanması, çoğaltılması, kullanılması, yayımlanması ve dağıtılması kesinlikle yasaktır. Bu yasağa uymayanlar hakkında 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca yasal işlem kullanılacaktır.

DMCA.com Protection Status
Sayfada sorun olması durumunda,
Lütfen CTRL + F5 ile sayfayı yenileyin