Son Dakika
  • Loading
A+ A A-

Resmi İlan

Yazarlarımız



Manşetler

 

özgür1.jpgGazeteciler cemiyetleri ve dernekleri ne iş yaparlar derseniz, genellikle 24 Temmuz'lar da “Basın Balosu” veya “Gecesi” adı altında etkinlikler düzenlerler ve gerek bu gecelerde, gerekse bunların dışında genellikle “sen, ben, bizimoğlan” anlayışı içinde “Yılın Gazetecilerini, yazarlarını” plaketlendirirler.
Sağcı bir yapıya sahiplerse “sağ pencereden”, solcu bir yapıya sahiplerse “sol pencereden” açıklamalarda, kınamalarda, alkışlamalarda bulunurlar.
Hemen hepsinin en çok yaptığı da bazen yıla 2-3 tane sığdırabildikleri “eğitim seminerleri” olur.
Bu anlamda sadece geçen 10 yılda gerçekleştirilen seminerlerde verilen “eğitimi”, basın, yayın, iletişim, radyo, televizyon fakültelerinden birini bitirmiş bir genç meslektaşımız alamamıştır...
O okulları bitirip bize staja gelenlerin hemen hepsinde “Fotoğraf, kamera çekimleri, haber yazma, röportaj yapma teknikleri ile ilgili pratik eksikliğini” ve “eğitime muhtaçlığı” görmüşüzdür.
Seminerlere katılan alaylı ve az da olsa okullu meslektaşlarımızın da şimdiye kadar iletişim okullarında eğitim verebilecek hale gelmiş olmaları gerekirdi.
Ama halimiz ortada... Gerçek anlamda bir “basın örgütünden” ve “özgürlüğünden” söz etmek mümkün değil... Bu yüzden “kaliteli ve bağımsız gazetecilikten” ve “özgür gazetecilerin varlığından” çok uzaktayız...

xx xx xx
İddia ediyorum, “resmi ilan gelirlerinin” ele alındığı seminerlerin dışında hiç bir seminerin gazetelerin ve gazetecilerin “kalitelerinin” artmasına katkı yapmamıştır. Daha çok etkinliği düzenleyenlerin AB program ve fonlarından nemalanmalarına, yerel gazete patron ve yönetenlerinin bedava tatil yapmalarına olanak sağlamıştır.
Bu olumsuzlukları Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından geçtiğimiz Kasım ayında Muğla Büyükşehir Gazeteciler Derneği ev sahipliğinde gerçekleştirilen “Demokrasi için Medya, Medya için Demokrasi” programında ilk kez görmedim. İlk kez “işverenden” çok “iş görenin” olduğunu gördüm. Ayrıca “MSKÜ Radyo ve Televizyon Teknolojisi Bölümü” öğrencileri de gelmişti.
“Yerel Basın ve Demokrasi, Basın Hukuku, Medya ve Demokrasi” başlıklarının işlendiği seminer “yetişmiş bir gazeteci” olmama rağmen bana da kattıkları oldu. TGC Başkanı Nazmi Bilgin ve Muğla Büyükşehir Gazeteciler Derneği Başkanı Cem Kaytan ile konuşmacılara geç de olsa teşekkür ediyorum...

xx xx xx
Cem Kaytan konuşmasında 2014'te kurulan derneğin aktif çalışan gazetecilerden oluştuğunu ve böyle bir eğitim programına ev sahipliği yapmaktan mutlu olduklarını dile getirirken açış konuşmasını yapan TGC Başkanı Bilgin, “Türkiye'de güvenilir meslekler sıralamasında 2018 yılı sonunda yapılan bir ankette gazetecilerin sondan ikinci sırada yer aldığına” dikkat çekerek şu ifadelerde bulundu:
“Siyasiler olmasa güvenilirliği en az meslek olacağız. Bunların nedeni ilk olarak Türk Basınının siyasallaştırılması, ikiye bölünmüşlük, benim hiç kabul etmediğim yandaş, candaş, paralel gibi tanımlar var. Ben bunların hiçbirini gazeteciye rozet olarak yakıştırmıyorum. Gazeteci illa geometrik bir şekile benzetilmek istenirse doğru diye tanımlanmalı. Doğru çizgisi bizi daha iyi tanımlıyor. Bizim de bu tanıma uygun davranmamız gerekiyor”
AB destekli programın dört yıl sürecek bir proje olduğunu ve “İnternet Sitesi Teknik Destek Aracı”, “Serbest Çalışan Gazetecileri Güçlendirme Destek Aracı”, “Basın Evi Destek Aracı”, “Genç Gazeteciler İçin Destek Aracı” başlıkları altında “çalışan gazetecilere” destek verileceğini belirten TGC Başkanı Bilgin, genç gazetecilere ve iletişim fakültesi öğrencilerine önem verdiklerini ifade etti.

xx xx xx
“Açıkça söyleyelim ki Türkiye bir kuşak gazetecisini kaybetti. Hep derler ya yaşlılar 'Bizim zamanımızda' diye, maalesef ben onu söylemek mecburiyetindeyim, çünkü gazetecilik mesleği son çeyrek yüzyıldır tamamen bir kişilik ve güven kaybına sebep oldu.” diyen TGC Başkanı Nazmi Bilgin demokrasi ve medya için “Medya olmazsa gerçek anlamda demokrasi olmaz, demokrasi olmazsa da medya olmaz.” dedi. Bilgin, “Şu anda yapılan gazetecilik ne yazık ki evrensel kurallar içerisinde Türkiye'de yapılmıyor. Gazeteciler yandaş, candaş sıfatlarıyla anılmaktadır. Gazeteci yandaş, candaş işte o gazeteci olamaz. Gazeteci bir ayna görevini yapar, siyaset siyasetçilerin işidir. Eğer fikrinizi açıklamak isterseniz bunu köşe yazısında yaparsınız, ama habere yorum girmez, habere iltifat girmez ve körü körüne eleştiri de girmez.” diye kaydetti:

xx xx xx
AB tarafından desteklenen “Demokrasi İçin Medya, Medya İçin Demokrasi” programının sorumlusu Igor Chelov, “Demokrasi İçin Medya, Medya İçin Demokrasi”, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Radyo ve Televizyon Teknolojisi Eğitim Görevlisi Serdal Çil “Yerel Basın ve Demokrasi”, Programın Ulusal Komite Üyeleri Avukat Tuncay Alemdaroğlu ve Prof. Dr. Korkmaz Alemdar, “Basın Hukuku” ve “Medya ve Demokrasi” başlıklarıyla sunumda bulundular.
Etkinlik sonunda gazetecilere ve öğrencilere katılım belgesi verildi.
Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi öğretim üyelerinden Serdal Çil “Yerel Basın ve Demokrasi” konusunu işlerken, geleneksel medyanın, toplumları etkileme ve yönlendirme anlamında en etkili araç ve herşeye rağmen dördüncü güç olma özelliğini sürdürdüğünü belirterek şöyle dedi:
“Demokrasi için medya, Medya için demokrasi, karşılıklı bir gereklilik durumudur. Yani özgür ve bağımsız bir medya olmadan ideal bir demokrasiye ulaşılamayacağı gibi güçlü bir demokrasi olmadan da tam anlamıyla işlevlerini yerine getiren özgür ve bağımsız bir medyaya ulaşmak mümkün olmayacaktır.”

xx xx xx
Öncelikle medya ve medya çalışanlarının ticari veya siyasi çıkar alışverişlerinden uzak durarak, kamusal sorumluluklarının farkında olmaları gerektiğinin altını çizen Serdal Çil, bağımsız ve baskılardan uzak, farklı seslere yer veren, özgür bir medya çeşitliliği için “Yani medya için demokrasi sağlanamazsa medyanın destekleyeceği demokratik bir ortam da kalmayacaktır.” diyerek, “Türkiye’de medya ve demokrasi ilişkisinin çok olumlu göründüğünü söylemek mümkün değildir. Her kesime hitap etmesi ve söz hakkı tanıması gereken devlet kanalları dâhil birçok medya organı otoritenin söylemleri doğrultusunda içerik üretmektedir. Öte yandan muhalif medya ise varlığını iktidarı eleştirmek üzere şekillendirmektedir.” saptamasında bulundu.
Sermaye sahibi şirketlerin ticari amaçlarla değil, siyasi otoritelerle olan ilişkilerini pekiştirmek ve bu sayede ticari faaliyetlerini sürdürmek için medya sektörüne girmekte olduklarına işaret eden Serdal Çil, bunun sonucunda medyada açık bir tekelleşme yaşandığının altını çizdi. “Bu nedenlerle bağımsız bir medyanın kendi siyasal meşruiyetini de pekiştireceğini kabul etmesi gereken siyasi otoriteler, anayasal sorumluluklarını da unutmadan kişilerin basın ve haber alma özgürlüğünün önündeki engelleri kaldırmalı ve tekelleşmeyi engelleyici düzenlemeleri gerçekleştirmelidirler.” dedi.

xx xx xx
Konuşmasını noktalarken “Kurtuluş mücadelesinde önemli bir role sahip olan ve Atatürk tarafından 'Fazilet Adaları' olarak tanımlanan yerel basınımızın tekrar eski gücüne ulaşması için tüm paydaşlar üzerine düşen görevleri gerçekleştirmelidir.” Diyen MSKÜ Radyo ve Televizyon Teknolojisi Bölümü öğretim üyesi Serdal Çil, öneri ve tavsiyelerini “yurttaş gazeteciliği” kavramını da ortaya atıp şöyle sıraladı:
“Yerel basına yönelik teşviklerle alternatif iletişim kanalları güçlendirilmelidir. Ancak güçlü, bağımsız ve özgür bir yerel basın için değişim kendi içerisinden başlamalıdır. Yerel basın kendini bir adım ileriye taşıyacak değişimleri gerçekleştirdiği takdirde hak ettiği yere ulaşacaktır. Bunun içinde yerel basın, yaygın basını taklit etmek yerine onun boşluğunu dolduracak alternatif haline gelmelidir. Yaygın basında kendilerini ifade edemeyenlerin sesi olmalıdır. Açık Radyo örneğinde olduğu gibi, hedef kitlenin de üretim sürecine katılmasına olanak sağlamalıdır. Bunu yaparken yerel yönetimlerle arasındaki mesafeyi korumalı ve basın bültenlerinin yayınlandığı mecralar olmamalıdırlar.
Nitelikli eleman istihdamı ve mevcut personelin eğitimleri gerçekleştirilmelidir. Yerel basın kendi iç çekişmelerini bir kenara bırakarak haber ve içerik paylaşımı yapabilecekleri bölgesel veya ulusal platformlar oluşturmalıdır. Yaygın basına göre baskı tekniklerinde yaşanan gecikme, dijital teknolojilerde de yaşanmamalıdır. Böylece düşük maliyetlerle yapılan bu yayıncılık sayesinde dijital reklam pastasından pay alınacağı gibi, hedef kitle ile etkileşim oranı da artacaktır. Altı doldurulmuş bir şekilde uygulanacak 'yurttaş gazeteciliği' kavramı da yerel basına okuyucuyla etkileşim ve içerik sağlama anlamında önemli avantajlar sağlayacaktır. Kapsamlı bir şekilde yapılacak çalışmalarla yerel basının sorunları ve çözüm önerileri noktasında birçok farklı noktaya ulaşabiliriz. Bu tür tartışma ortamlarının artması ve çözüm önerilerinin ortaya konulması da çözüme giden önemli bir adımdır.
Sonuç olarak ise güçlü bir demokrasi için öncelikle yerel demokrasiler güçlendirilmeli, bunun içinse hem ekonomik hem de siyasal özgürlüğe sahip yerel basın kuruluşları oluşturulmalıdır.”

Mümkün mü? Elbette mümkün... “Örgütlenmede birlik” sağlanabilirse neden olmasın? Bu anlamda Başkanlığına Cem Kaytan'ın seçildiği Ege Gazeteciler Federasyonu önemli. Bu meseleleri o platformda ele alabilirsek, “Çalışan Gazeteciler Günü”nü demokratik bir ortamda keyifle kutlayabiliriz...
--------------------------------------------------
GÜNÜN SÖZÜ: İmkanın sınırını görmek için imkansızı denemek lazım. (Alıntı)
ÇİVİ
Bodrum'da belediye kimliksiz sokak hayvanı bırakmayacakmış. Arkadaşım “Tabi hayvanları kimliklendirmek insanları kimlikli kılmaktan daha kolay” dedi.
Beni Bi Gülmek Aldı: )))))

fb-btn.pngtwt-btn.pngrss-btn.png

google-btn.pngyb-btn.pnginst-btn.png

* Tüm hakları saklıdır. Bu sitede yer alan yazı, haber, fotoğraf, video ve sair dokümanların, bireysel kullanım dışında izin alınmadan kısmen veya tamamen kopyalanması, çoğaltılması, kullanılması, yayımlanması ve dağıtılması kesinlikle yasaktır. Bu yasağa uymayanlar hakkında 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca yasal işlem kullanılacaktır.

DMCA.com Protection Status
Sayfada sorun olması durumunda,
Lütfen CTRL + F5 ile sayfayı yenileyin